Sizi Sahneye Davet Ediyorum

İlknur Yılmaz yazdı...

İlknur Yılmaz Yazar ilknur.yilmazca@gmail.com

Pek çok sanatçının almak için can attığı Oscar Ödülleri’ne bir de şu açıdan bakın:

“Ödüllerin tüm konsepti saçma. Başka insanların ölçütlerine katılamam, çünkü size layık gördüklerinde ödülü kabul ederseniz, ödülü hak etmediğinizi düşündükleri zaman da bunu kabul etmeniz gerekiyor”

Bu sözler; kariyeri boyunca sayısız ödül kazanan, yazdığı senaryolarla izleyicilere beyin jimnastiği yaptıran, kaleme aldığı kitaplarla daha da ileri giderek okuyucunun kafasının içine girip beynin tüm nöronlarına kafa tutan, yani halk tabiriyle ‘beyin yakan’, dünya sinemasının efsanelerinden Woody Allen’a ait.

Dün gece Oscar Ödülleri’ni izlerken, suratımda ince bir tebessümle Allen’ın bu çıkışını hatırladım.

Sonra şöyle bir baktım:

Gece için; binlerce dolara diktirilen kıyafetler, haftalarca süren provalar, saatlerce süren hazırlıklar, ışıkların altında objektiflere verilen ‘bakın ben de buradayım!’ pozları…

Yeterli mi?

Elbette hayır…

İnsanoğlunun en zayıf tarafıdır ‘görünme’ isteği…

Oscar gecesindeyseniz eğer; ‘Gecenin en çok konuşulanı olma’ başlığı üzerine kafa yormanıza gerek yok demektir…

Bunun için kameraların tam da sizi izlediği anda eteğinize, paçanıza, merdivene takılıp, o da olmadı adımınızı şaşırıp düşmeniz yeterlidir…

Tam o anda tüm 'flaşlar üzerinizde patlar' çünkü…

Klişe ama her zaman etkili bu görüntünün provasının da en az 10 gün sürdüğüne yemin edebilirim ama kanıtlayamam…

Ben daha hiç kimsenin düşmediği bir Oscar gecesi izlemedim.

Ne acı…

Materyalist dünyada başarı bile semboller halinde maddelere indirgendi.

Gerçekten ‘başarmış olmak’ için ‘ona sahip olmak’ en önemli unsur oldu.

Oysaki; evinizin bir köşesine koyacağınız heykeller değil, sizin kendinizi nerede görüyor olduğunuzdur başarı…

Yani ne hissediyor olduğunuzdur, başkalarının sizin için ne hissediyor olduğu değil.

Akademi’ye teşekkür eden bir mesajın olmayınca ödülünün elinden gitmesi bile kanıtlıyor birçok şeyi…

Onların layık gördüğü ve karar merciine saygı duyduğun kadar başarılısın…

Oysa gerçek başarı böyle bir şey midir?

Gerçek başarı, kanaat önderlerinin taktirine ihtiyaç duymayacak kadar kendine güveniyor olmaktır.

Ödülleri içten içe komik bulmaktır…

Başarmış olmak; flaşların üzerinizde patlaması için 'yerlerde sürüklenmeye razı olmak' değil, tüm bunlar yaşanırken Woody Allen gibi evinizde kahvenizi yudumluyor olmaktır.

Başarı terazisini başkalarının ellerine verenler, hangi ödülü alırlarsa alsınlar, aslında hiç başarmamış olanlardır.

...................

Akademi’nin kütüphanecisi ve eski yöneticisi Margaret Herrick, o zamanlar Akademi heykeli diye isimlendirilen ödüle bakarken, heykelin Oscar Amcası’na ne kadar benzediğini söyler…

O sırada Herrick’in yakınlarında bulunan bir gazeteci bunu duyar ve “Oscar” ağızdan ağza dolaşır…

1934 yılında düzenlenen 6’ncı Oscar Ödülleri’nde, Hollywood yazarı Sidney Skolsky, Katharine Hepburn’ün en iyi aktris ödülünü kazandığını anlattığı yazısında “Oscar Amca” tabirini kullanır ve söz böylece lügata girer.

1939 yılından bu yana Akademi, “Oscar” sözünü resmi biçimde kullanmaya başlar…

Daha önce ‘Akademi Heykelciği’, ‘Altın Ödül’ gibi isimlerle de anılan Oscar’ın bugünkü adına sebep olan gazeteciler, ‘ünlü düşmesinin’ tarihsel yolculuğunu da 1927 yılından beri objektiflerine taşıyor.

Anlayacağınız her şeyin altından bir ‘gazeteci’ çıkıyor.

Meslektaşımdan aldığım bu güçle ben de bir Oscar gecesi düzenliyorum:

Eeee buraya kadar okuduysanız, Oscar Amca’yı hak ettiniz demektir!

Ödülünüzü almak üzere sizi sahneye davet ediyorum…

(Kalkıp gelen olursa üzülürüm)

Tüm yazılarını göster